Sinop'u Tanıyalım

 

   

SİNOP KALESİ ve CEZAEVİ


 

Sinop tarihi’nin MÖ.6.500'e kadar belgelendiği  bilinmektedir. Sinop Kalesi, günümüzden 4.000 yıl önce, bölgeye egemen olan Gaskalılar tarafından yapılmıştır. Kale, kentin konumundan dolayı önemini hiç kaybetmemiş ve hatta Sinop’u, bir Kale Kent bile yapmıştır.   

Grek, Pontus, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlılar, gerektikçe ilaveler yaparak, onu değerlendirmişlerdir. Ama kalenin ana plandaki boyutları, MÖ. 72'de Pontus Kralı Mithridates Eupatur döneminde şekillenmiştir.

Sinop'un Türkler tarafından alınması, 1214 yılında Anadolu Selçukluları dönemine rastlar. Sultan İzzettin Keykavus, kaleye kuzey-güney yönünde paralel bir sur ekleyerek, İç Kale'yi meydana getirmiştir. Ayrıca enine örülen bir duvar ile de, bu İç Kale ikiye bölünmüştür. İşte bu bölünme sonrasında Güneyde kalan ve 9.500 m² lik bu kısım, bugünkü Tarihi Sinop Cezaevi'nin kullanım alanını oluşmuştur.

Sinop Kalesi'nin bir cezaevi olarak kullanılmasına ilişkin eldeki en eski veriler 1568 tarihlidir. Bu dönemin çok sayıdaki ayaklanmalarının birinde, İbrahim ve Mehmet adlı iki softa’nın, yağmacılık suçuyla, kalede hapsedildiği resmi kayıtlarda bulunmaktadır.


Çeşitli tarihlerde Sinop'a uğrayan gezginler, kale'ye değinmeden geçmemişlerdir. Örneğin Evliya Çelebi, 1640 yılında, çok renkli ama biraz abartılı üslubuyla, Sinop Kalesini ve Cezaevi'ni şöyle anlatır:

"Kale düz bir yerde kurulmuş olup, iki taraftan dalgalar döver. Dikdörtgen biçimindedir. Hapishaneyi oluşturan İç Kale, 11 adet burç ile desteklenmiştir. Burçların yüksekliği 22, duvarlarınki 18 metredir. İç Kale'yi çepeçevre kuşatan duvarlar 3 metre kalınlığında olup, muhafızlar için devriye yolu özelliğindedir.  Büyük ve korkunç bir kaledir. 300 demir kapısı, dev gibi gardiyanları, kolları demir parmaklıklara bağlı ve her birinin bıyığından 10 adam asılır nice azılı mahkumları vardır. Burçlarında gardiyanlar ejderha gibi dolaşır. Tanrı korusun, oradan mahkum kaçırtmak değil, kuş bile uçurtmazlar."

Evliya Çelebi'nin anlattıklarında gerçek payı çoktur.



Deniz kenarında olduğu halde, denizi göremeyen mahkumların dünyasına dışarıdan katılan yalnızca iki şey vardı. Özgürlükten uçarak gelen martılar ve bahçe duvarında kendiliğinden açan kır çiçekleri.
Çünkü o dönemde, Sinop Cezaevine "girilir, ama çıkılmaz" olarak bilinirdi. Nemden kibritin bile yanmadığı bu mekan’da, mahkumlar adeta çürürlerdi, bir çok mahkumun ceza sürelerini tamamlayamadan  hayatlarını kaybettikleri bilinmektedir..

Selçuklu Sultanı İzzettin Keykavus, kalenin güneyine 5 adet burç yaptırmış ve her birine komutanlarının adlarını vermiştir. Bu burçlar, kale bir cezaevine dönüşmeden önce, zindan olarak kullanılmıştır. Kale burçlarının kendisi gibi kitabeleri de, günümüze kadar ulaşmıştır. Bu "eski zindan" yaklaşık 800 yıllık geçmişi ile, Anadolu'daki en eski kültürel varlıklarımızdan birini oluşturur. Tarihte çeşitli devletler, kendi mimari tarzını yükseltirken, önceki uygarlıkların işlenmiş taş malzemesini, amaçlarına uygun olarak kullanmışlardır.

İç Kale'nin duvar ve burçlarının yapımında, Selçuklu öncesine ait uygarlıkların taş malzemesi kullanılmıştır. Üzerlerinde Grekçe ve Latince yazıların okunabildiği bu taşlar, kendi dönemlerinin önemli "tarih kayıtları" olarak karşımızda durmaktadır. Çeşitli sütun başlıkları ve kesme taşlardan oluşan bu parçalar, Selçuklu mimarisinin katkılarıyla birlikte, daha da önem kazanmaktadır.




Uzun süre tersane ve zindan olarak kullanılan İç Kale, 1887 yılında Cezaevi'ne dönüşmüştür. Bu konuda İstanbul'dan görevlendirilen Sinop Mutasarrıfı Veysel Paşa, amaca uygun olarak, önemli düzenlemeler yapmıştır. Buna göre, iki kat üzerine, kesme taştan ve sık pencereli olarak yapılan cezaevi, "U" biçiminde tasarlanmıştır. Ayrıca, mahkumlar tarafından kullanılmak amacıyla tek kubbeli bir hamam yapılmıştır. Tarihi Sinop Cezaevi'nin "konuk" listesi, her dönemde kabarık olmuştur. Konuklar arasında, 1713'te Kırım Hanı Devlet Giray'dan başlayıp, 1932'de Sabahattin Ali'ye kadar, birçok ünlüyü sayabiliriz. Farklı milliyet ve bölgeden gelen mahkumlar nedeniyle cezaevi, deyim yerindeyse "Nuh'un Gemisi"ni andırıyordu. Buna, Sinop'ta zorunlu ikamete tabi tutulanlar dahil değildir. Sinop Cezaevinde Yatmış Olan diğer

ünlüler arasında Refik Halit Karay, Mustafa Suphi, Ahmet Bedevi Kuran, Refii Cevat,  Burhan Felek, Osman Cemal Kaygılı, Celal Zühtü Benneci, Hüseyin Hilmi, Ruhi Su

Kerim Korcan, Zekeriya Sertel, Osman Deniz’i sayabiliriz  Nazım Hikmet ve Necip Fazıl'ın da  Sinop Cezaevinde kaldığı söylenmekledir.

.Kaçmanın imkansız olduğu, birçok isyan, yangın ve idam cezası infazına şahitlik eden cezaevinde  geçen yüzyılın başında güzel bir uygulama başlatılmıştır. Mahkumlara el sanatları öğretilmiş ve marangozluk, kuyumculuk ve oymacılık gibi sanatlarla, üretime yöneltilmiştir. Böylece üretilen eşyalar dışarıya satıldığı gibi, mahkumlar da el emeklerinin karşılığını almıştır. Daha da önemlisi, "zaman yükü"nün ağırlığı hafifletilmiştir.
Çocuk Cezaevi Cezaevinin girişi, geniş merdivenli ve rahat bir plana sahiptir. Sırtını batı duvarına vermiş avluya açık olan binada 28 oda vardır.

Cezaevinin, duvarla ikiye ayrılan İç Kale'nin kuzeyindeki bölmede, 1939 yılında 2 katlı ve 9 koğuşlu, ikinci bir taş bina yapılmıştır. Çocuk Cezaevi olarak kullanılan bu binanın mimarisi, eskisine uygundur. 1996'da "E-Tipi Kapalı Cezaevi"nin yapılmasıyla, Sinop'taki hükümlü ve tutuklular buraya taşınmıştır. Bugün Tarihi Sinop Cezaevi, artık bir turistik gezi alandır ve zaman zaman film çekenlere ev sahipliği yapmaktadır ve   Bu haliyle, eski yaşantısından mutlu da görünüyor

 

 

Tarihi Cezaevi

Limanda bir çaybahçesi

Ayancık Akgöl..

Akgöl..

Hamsilos Fiyordu..
 
  Logged

Akın var güneşe akın!  Güneşi zaaptedeceğiz güneşin zaptı yakın!
Nazım Hikmet Ran
 
 
 
 
 

Akgöl Mağaralar..

Erfelek Tatlıca Göleti..



Sevgili Eşimle Tatlıca Şelaleleri 1

Tatlıca Şelaleleri..







Aile Eşrafı..

Eski Değirmen...

Gezi Sonu Çay...


 

 

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !